blog

TASARIMCI GÖZÜNDEN...

Doğduğumuz, büyüdüğümüz ortamın yanı sıra, büyük kısmı Mimarlık eğitimi esnasında temeli atılan çevremize bakış şeklimiz ve gelişen olayların devamında, iyi yaşam üzerine yaratıcı pratikler deneyimlemeye başlarız. Okul süreci boyunca aldığımız eğitimin yoğunluğu ile pek de farkına varmadan, farklı perspektifler ve disipliner bir yaklaşım ediniriz. Yıllar geçtikçe de cebimizde biriktirdiklerimizin sonucunu, önce kağıt üzerinde sonra gerçekte yaşamaya ve yaşatmaya başlıyoruz. Profesyonel olarak mesleğimizi icra ettiğimiz sahaların yanı sıra; gün içinde neredeyse el attığımız her işi “-Daha farklı nasıl olabilir?” diye düşünerek deneysel bir yaratıcı bakış açısı ile her seferinde yeniden keşfetme, ortaya koyma arzusu duyarız. Bu arzuyu pek çok süzgeçten geçirerek elimizde kalana baktığımızda, farklı disiplinlerin ortak hafızasından da beslendiğimizi fark ederiz.

Yaşama dair; objeler, mekanlar, alanlar ile yaşam şekillerini tasarlayan mimarlık mesleğinin, toplumların her anlamda kollektif bilinç, algı ve gelişim sürecine direkt etki ettiğini düşünüyorum. Dünyaya gözümüzü açtığımız günden beri, ışık, yaşamla olan bağı kurmamızda en önemli etkendir ve mimarlık ile ayrılmaz bir ilişkisi vardır. Yapıyı hatırlanabilir kılan ihtişamından çok, finalde; amacı, duygusu ve kullanıcısı ile sürdürülebilir bir bağ kurabilmesidir. Bu minvalde ışığın, mimaride çok önemli bir kılavuz olduğu kanısındayım. Biz, ışığın az ya da olmadığı durumda,  -ne yapmak, ne görmek, ne hissetmek, ne hissettirmek istiyoruz sorularının yanıtlarını  sorguluyoruz. Bu veriler ışığında, durduğumuz noktadaki donanım ile tecrübemizi harmanlayarak, karanlıkta görmek istediğimiz o ışığa ulaşmaya çalışıyoruz.

Işığı tasarlamak, kullanıcıları için o zaman dilimde bir hikayesi, bir duygusu ve başından beri iyi yaşama dair bir amacı olan, o problemi çözmeye yönelik özgün fikir üretimi yapmaktır. Ortaya çıkan eser, bilim, teknik, sanat, insan psikolojisi ve fizyolojisinin bir arada dünüşülmesini gerektirir. Birinin eksik olması durumunda, ışık ile hem mekanın, hem insanın bağ kurması zorlaşır. Çünkü, biz her ne yapıyorsak onunla bağ kurduğumuzda bir yere değer ve karşılık bulur.

Tasarım temelli gelişen olayların tamamının bir bütün olduğunu düşünüyorum. Buradaki ön önemli fark; olaylara yaklaşım, bakış açımızdaki derinlik ve ona katmak istediğimiz değerde saklı. 



 

Y. Mimar Nergiz Arifoğlu

Aydınlatma Tasarımcısı